Küçük Kız ve Onun Akıl Almaz Yemek Dostları

Küçük kız yemekhanenin derinliklerinde dolaşırken güneş tepedeydi ve saat öğlen yemeği saatini gösteriyordu birden bire karşısına kendisinden üç kat büyüklüğünde kaba sesli bir etli bezelye çıktı kız önce çok korktu ama cesaret edip kaç kalorisin sen sorusunu sordu çünkü görevi buydu eğer öğle yemeğinde karşısına çıkan yemeklere kaç kalori olduklarını sorup cevap alabilirse ne dilerse dilesin o dilekleri olacaktı… kendisinden üç kat büyüklüğündeki etli bezelye kaç kalorisin sorusu üzerine o iri cüssesine rağmen ağlayarak diz çöktü ve utanarak 360 dedi, kız neden ağlıyorsun peki dedi, etli bezelye ise şu cevabı verdi kalorim fazla olduğu için beni kimse yemek istemiyor onun için ağlıyorum dedi. Kız üzülme diye sarıldı ve kol kola girip ilerlediler yemekhanede… aradan bir tuzluk kadar zaman geçtikten sonra karşılarına pilav çıktı, pilav hem yürüyor hem de homurdanıyordu, beyaz oluşundan gözleri alıyordu ama korkulacak kadar büyük değildi kızı ve etli bezelyeyi görmeden yanlarından geçti ama küçük kız seslendi “pilav pilav” diye bağırdı pilav geri dönüp “adımı nerden biliyorsun” diye homurdanarak sordu… küçük kız da biliyorum çünkü kuru fasülyenin arkadaşısın ordan tanıyorum dedi onu senin üzerinde görmüştüm dedi pilav da buna sevindi çünkü kuru fasülyeyi uzun zamandır görmüyordu küçük kıza kuru fasülyenin yanına gitmek istediğini söyledi küçük kız da kabul ancak sorumu yanıtlaman gerek öncelikle dedi pilava pilav sor bakalım dedi yine homurdanarak… peki dedi küçük kız sen kaç kalorisin diye sordu, pilav büyük bir gururla 420 diye yanıtladı bunu duyan etli bezelye birden rahatladı çünkü pilav hem ondan kaloriliydi hem de hem de bundan gurur duyuyordu küçük kız da bunu fark edince etli bezelyeye gülümsedi… ve pilava söz verildiği üzere kuru fasülyenin piştiği yere doğru ilerlediler... aniden küçük mü küçük şakacı bir kase yoğurt pilavın üstüne atladı küçük yoğurt zararsız ve sadece 120 kaloriydi bunu küçük kıza pilav söylemişti çünkü pilav yoğurdu da tanıyordu zaten zaman geçtikten sonra etli bezelye ile de dost olduklarını hatırladı… biber kızartma ve salata ormanını geçerek profiterol eve doğru ilerlediler fakat küçük kız çok acıkmıştı ve eve varmadan hepsini yedi en son da evi yedi yuh yani…

Bu masal da burada bitmiş çok şükür

Alkolle Yaşam Derneği


Rolüme adapte olabilmek için bir hafta alkolle yaşayan ve alkolle övünen insanların yanında kalmam gerekti ve bu bir haftanın sonunda kendimi onlardan biri gibi hissetmeye başladım, konuşmalarım ve hayat tarzımın değiştiğini gördüm.

Sabah kendime bir kadeh şarap koydum ardından işe gitmek için yola çıktım akşam iş çıkışında arkadaşlarla Nevizade'ye gittik, dokuz adet 50'lik bira ile geceyi bitirdik aslında dokuzdan sonrasını sayamadık, geceyi bitirdiğimi düşünmüştüm ama bitmemiş, arkadaşın evine gittik tekila shot yaptık iki şişe bitridiğimde kendimi küvette buldum, saat beş olduğunda artık eve gitmenin anlamsız olduğunu düşündüğümden arkadaşımda kaldım, sabah bana beyaz şarap ikram etti onunla güne başlamak iyi geldi bana. Akşam kendi evimdeydim eve girer girmez biraz güçlenmek için votka enerji yaptım, yaklaşık üç bardak içmişim bu enerjiyle biraz yerimde duramayınca çıktım hava aldım dışarıda, eve gelince yatmadan önce aldığım viski şişesi geldi aklıma buzluktan buz çıkarıp kendime bir kadeh viski koydum, şişeyi bitirdiğimde yavaş yavaş uykumun geldiğini hissedip koltuğa kıvrıldım. Yaklaşık yedi gecedir böyleyim yatağımı özledim koltuykta uyuyp kalmak çok yorucu oluyor, karaciğerimi de hissetmiyorum ayrıca beynim sünger gibi oldu, biriken içki şişelerini de atmaya kıyamadığımdan evde adım atçak yer kalmadı. Annemi babamı tanıyamıyorum çok değiştiler, arkadaşlarım da başlarda çok seviyordu beni şimdi onlar da bir garip oldular. Şimdi kendime bir kadeh viski koymaya gidiyorum döndüğümde masamda bir şişe votka istiyorum.

Ne yaptı sana bu kalabalık ?


Kadıköy'de hatalı park edilmiş arabanın çekilmesini seyreden kalabalığın arasındaydım, öyle ki bu olayı izlemeye şehir dışından gelenler bile vardı. Çanakkale ve Edirne'den iki aile gelmişti hatta. O kalabalığın arasında yanlış veya kötü bir kelime söylemeyi düşledim, düşleseydim linç edilirdim kesinlikle ve söyledim de tutamadım kendimi. O araba hatalı park edilmemiş dedim bağırarak sonra ordan bir çocuk "evet" dedi annesine. Çünkü baktım az ilerde neredeyse iki adım ilerde yine aynı koşullarda park eden arabalar vardı ve o arabaların sahipleri park etmek için para veriyordu. Paralel dünyaların olduğuna inancım bir kez daha arttı çünkü çocukken o yolda park edilen arabalar hemen, göz açıp kapayıncaya kadar çekiliyordu şimdi ise parayı veren arabasını istediğ yere park ediyordu hatta hiç bir dükkanın önü kapanmıyordu ya da kapanmıyormuş gibi yapılıyordu. O çekilen araba da çocukluğumdan kalma bir hayaldi, o kalabalık ise karşıdan karşıya geçmek isteyen bir grup insan topluluğuydu "şimdi karşıya geçebilirsiniz" diyecek olan trafik lambasının sesini bekliyorlardı, ama yine büyük korkularımdan birini yendim. Kalabalığın içinde yine bağırdım hem de linç edilmeyi göze alarak.

Belki Alışmam Lazım




Şehirler;
Bizi işe götüren,
işten eve getiren ve
bazen de alış-veriş merkezlerine götüren otobanlardan ve otopark olan sokaklardan ibaret.

Susturmak İsteyenler bir gün susarsa

"Yalnız ve güzel ülkem'de"

*Tiyatrolar yıkılır.

*Tiyatrolar yakılır.

*Tiyatrolar kapatılır.

*Tiyatrocular susturulur.

Hiç kimse uykudan uyandıran bir çalar saatin çalmasını pek istemez, anında tepesine vurulup susturulur.

Siyasetten sokağa kabalığın hakim olduğu ülkemde Gazanfer Özcan, beyfendiliği mütevaziliği ve tiyatroyu yaşatma hırsıyla "unutulmayacak"