SENİ SEVİYORUM

Söyleyeni de söyleteni de mutlu eden iki kelime “Seni Seviyorum”.Sevdiğimizi söylemek neden zor gelir? Hissetiğin duyguyu sesli düşündüğünde neden utanırsın? Neden içinde saklayasın, bunu hakedenle neden paylaşmayasın? Oysa sevmek dünyanın en güzel duygularından biridir.
Sevmek herkesin hissedebileceği kadar basit bir duygu değildir. Seviyorsan eğer kendini şanslı adletmelisin.
İnsanın kalbinde bu güzel duygu hiçbir zaman kendiliğinden oluşmaz. Mutlaka dışardan bir güç içindeki sevgi tohumunu büyütmeni sağlar. Tek başına farkına varamadığın bu güzel duyguyu çok geç olmadan hakedenle paylaşmalısın.

Züleyha keskin

MATEI APOSTOLESCU












ED PURNOMO PORTRAIT


BAĞIMSIZLARLA YENİDEN


!f İstanbul 9. AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali bu yıl hem bağımsız hem de ödül bağımlısı filmlerden oluşan bir listeyle karşımızda. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın katkılarıyla gerçekleştirilen festival, İstanbul’da 11 - 21 Şubat, Ankara’da ise 25 ve 28 Şubat’ta gerçekleşecek. Festival filmleri onüç bölüm başlığı altında toplanıyor. Bunlar yarışmalı ‘Keş!f’ , bol ödüllü filmlerin yer aldığı ‘Hit Filmler’, müzik filmlerinin gösterildiği ‘Sesli Yaşam’, ‘Fantastik Filmler’, ‘Sessiz & İsyankar’, ‘Dünyanın Çivisi’, ‘!f Kült’, ‘Gökkuşağı’, ‘Türkiye’den Kısalar’, ‘Nöbetçi Sinema’ ve ‘Özel Gösterim’ gibi başlıklar taşıyor. Toplumdaki ‘erkeklik rolleri’nin sorgulandığı ‘Erkeklik Halleri’ ve Türkiye’nin siyasi gündeminden ilhamını alan, ‘Açılım’ ise bu yıl festivale eklenen iki yeni bölüm.
Festival biletleri yine www.mybilet.com dan satışa sunulacak. İstanbul için 29 - 31 Ocak, Ankara için 12 - 14 Şubat indirimli ön satış tarihleri. İstanbul’da 1 Şubat, Ankara’da ise 15 Şubat’ta gişelerden bilet satışı başlayacak. Hafta içi gündüz seanslarında gnctrkcll’lilere özel, ‘bir bilet alana bir bilet bedava’ kampanyası olacak. Tam biletler 12 TL’ye, gündüz seansları ise 5 TL’ye satılacak. Kısalar hariç 64 filmin gösterileceği festivalden, hazırlıklı olmak isteyenler için bir seçki yaptık.

ÖMER ULUÇ'UN ARDINDAN

Yaklaşık 2 yıldır akciğer kanseri tedavisi gören ve kalp yetmezliği ile nefes darlığı şikayetiyle 5 gün önce İstanbul Cerrahi Hastanesi'nde tedavi altına alınan Uluç, bugün hayatını kaybetti.
İlk kişisel sergisini 1955 yılında Boston'da açan Uluç, birçok biennale katıldı. Kendini sadece tuval resmi ile sınırlandırmayan sanatçı değişik malzemeler kullmak suretiyle bir çok sanat yapıtı üreterek Türk sanatına büyük katkılarda bulundu.
luç'un 2005 yılında Baki’den alıntı ile “Heves Kuşu Durmaz Döner” adını verdiği ve kendi konuşma kayıtlarından seçtiği “Fragmanlar”la başlayan ve sayfalarını bir sergi mekanı olarak düşünerek tasarladığı kitabı, Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkmıştı.

Yazar Vivet Kanetti'nin eşi olan Uluç'un cenazesi, 30 Ocak Cumartesi günü Teşvikiye Camisi'nde öğleyin kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.
O BİR MÜHENDİSTİ
1931 yılında doğan Ömer Uluç, 1953 yılında Robert Koleji bitirdikten sonra 1953-1957 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde önce mühendislik sonra resim eğitimi gördü. 1953 yılında Nuri İyem’in öncülüğünde kurulan "Tavan arası Ressamları" olarak adlandırılan grupta yer aldı 1965’te bir yıl süreyle Londra ve Paris'te, 1972-1973'de ABD ve Meksika'da, 1973-1977 arası Nijerya'da bulundu. 1983'ten beri Paris'te yaşayan sanatçı yılın önemli bir bölümünü İstanbul'da geçirmektedir. Başta Paris, Berlin ve İstanbul olmak üzere çok sayıda yurtdışı ve yurtiçinde sergi açtı. Bir çok biennale katıldı. Kendini sadece tuval resmi ile sınırlandırmayan sanatçı değişik malzemeler kullmak suretiyle bir çok sanat yapıtı üreterek Türk sanatına farklı katkıda bulundu.
2005 yılında Baki’den alıntı ile “Heves Kuşu Durmaz Döner” adını verdiği ve kendi konuşma kayıtlarından seçtiği “Fragmanlar”la başlayan ve sayfalarını bir sergi mekanı olarak düşünerek tasarladığı kitabı, yeni bir yapıtı, yeni bir sergisi niteliğinde Yapı Kredi yayınlarından çıktı. İlk kişisel sergisini 1955 yılında Boston'da açtı.

ÖMER ULUÇ HAYATA VEDA ETTİ



















Sanatçı Ömer Uluç, sabaha karşı tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi'nde hayata veda etti.

79 yaşındaki sanatçı, mühendislik eğitimi görmüş 1950'lerin sonundan itibaren resim çevrelerinin önde gelen isimlerinden biri olmuştu. 'Benim meselem hareketle' diyen sanatçı, kendine özgü bir figür geliştirmişti. Ömer Uluç, uzun süredir mücadele ettiği kansere rağmen çalışmalarına hiç ara vermemiş, son sergisini bir kaç ay önce Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde açmıştı.




ÖMER ULUÇ KİMDİR?
1931 yılında İstanbul'da doğdu. 1953 yılında Robert Koleji bitirdikten sonra 1953-1957 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nde önce mühendislik sonra resim eğitimi gördü. 1953 yılında Nuri İyem’in öncülüğünde kurulan "Tavan arası Ressamları" olarak adlandırılan grupta yer aldı 1965’te bir yıl süreyle Londra ve Paris'te, 1972-1973'de ABD ve Meksika'da, 1973-1977 arası Nijerya'da bulundu. 1983'ten beri Paris'te yaşayan sanatçı yılın önemli bir bölümünü İstanbul'da geçiriyordu. Başta Paris, Berlin ve İstanbul olmak üzere çok sayıda yurtdışı ve yurtiçinde sergi açtı. Bir çok biennale katıldı. Kendini sadece tuval resmi ile sınırlandırmayan sanatçı değişik malzemeler kullmak suretiyle bir çok sanat yapıtı üreterek Türk sanatına farklı katkıda bulundu.
2005 yılında Baki’den alıntı ile “Heves Kuşu Durmaz Döner” adını verdiği ve kendi konuşma kayıtlarından seçtiği “Fragmanlar”la başlayan ve sayfalarını bir sergi mekanı olarak düşünerek tasarladığı kitabı, yeni bir yapıtı, yeni bir sergisi niteliğinde Yapı Kredi yayınlarından çıktı. İlk kişisel sergisini 1955 yılında Boston'da açan sanatçı, bu yapıtın bir pasajında "1958’de, 27 yaşlarındayım. Nuri İyem, Ferruh Başağa, sevgili İlhan Koman ile Şadi Çalık ve ben Amerikan konsolosluğunda büyük, bir süre hatırlanacak bir sergi açıyoruz. Hepsi soyut sanat. Onların hepsi dostum ve hepsi benden en az 15-20 yaş büyük insanlar. Orada tek başıma ve garip bir şekilde bir ikinci kez küçük bir üne kavuşuyorum İstanbul’da, o çevrede. Fakat en ilginç işi kimin yaptığını söyleyeyim, Şadi Çalık, tek bir çubuğu bir kaidenin üzerine koyuyor ve bunun adını “minimumizm” koyuyor, yani o böyle izah ediyor. Minimum enerji, minimum form, minimum anlam vb. İstanbul bir zamanların Moskova’sı, Münih’i gibi avangard bir küçük merkez mi oluyor" demişti.

ALTMIŞ YIL ÖNCESİNDEN GÜNÜMÜZE BİR GÖNDERME


Fahrenheit 451, Ray Bradbury'nin 1951'de ilk defa basılan ünlü bilim kurgu romanıdır. Baskıcı bir gelecek toplumunun anlatıldığı bu kitap aynı zamanda distopya olarak da sınıflandırılabilir.
Eser, kitapların itfaiyeciler tarafından yakıldığı, insanların sadece televizyonda beyin yıkayıcı şovlar izlediği ve kitap bulundurup düşünen insanların yok edildiği bir gelecekte geçmektedir. Kitap adını, kağıdın 451 Fahrenheit'ta tutuşması gerçeğinden almaktadır. Aynı zamanda ünlü Fransız sinemacı, François Truffaut tarafından da sinemaya uyarlanmıştır ancak Truffaut kendi yorumunu katmayı tercih etmiş ve kurguda bazı değişiklikler yapmıştır.
Ülkemizin tüm televizyonları tersanelerden önce işgal edilmiş durumdayken beyin yıkayıcı şovlar, yenge memnu diziler, başına çuval geçirilen askerlerin intikamı alınmış gibi gösteren ve hazmettiren tatlı su kahramanlarını göğsümüze kazıtan destekçisi belki de okyanus ötesi olan bol kanlı vadiler devam ederken ve sözde ahlak bekçilerinin "ne de çok öpüşüyorlar bu dizilerde içimiz bir hoş oluyor"

!f2: İSTANBUL'DAN CANLI


istanbul'dan canli / istanbul live from !f istanbul on Vimeo.

!f istanbul, merkezi olan İstanbul’dan uzakta yeni merkezler yaratıp yeni tartışmalar başlatıyor olmanın heyecanını yaşıyor ve bu yıl daha önce hiç denenmemiş bir ilki gerçekleştiriyor. Dijital sinema adına gerek ülkemizde gerekse dünyada önemli bir adım olarak kabul edilebilecek “!f2” adını taşıyan bu yeni oluşum,festival kapsamında gösterilecek 5 özel filmi, Türkiye ve Ortadoğu’dan farklı noktalarındaki izleyicilere de ulaştırmayı amaçlıyor.
Amerika’da yaratılan ve sinema sektöründe kısa zamanda dünyanın en saygın web sitelerinden biri haline gelen The Auteurs ile ortaklaşa gerçekleştirilen !f2 kapsamında seçilecek bu 5 film, !f istanbul’un son iki gününde, yani 20-21 Şubat tarihlerinde, İstanbul’da festival kapsamında gösterilirken sağlanacak dijital bağlantı ile eş zamanlı olarak diğer şehirlerde de gösterilecek. !f2, günümüzün coğrafyalarına, değişen haritalara ve iklimlere, yeni teknolojiler sayesinde yaşadığımız farklı birliktelik biçimlerine ve güç dengelerine dair sözleri olan filmleri gösterecek.
Her gösterimin ardından filmin yönetmeni veya yapımcısıyla yapılan söyleşiler !fistanbul’un web adresinden canlı olarak izlenebiliyor olacak ve böylelikle filmin izlendiği her bölgeden izleyiciler de bu söyleşiyi izleyebilme hatta yönetmene/yapımcıya sorularını canlı olarak iletme imkanı elde edecekler. Festivalin son Pazar günü, Türkiye’den ve yurtdışından saygı duyduğumuz bazı yönetmen, düşünür ve yazarlarla “ekonomi, teknoloji, sinema ve iktidar dengeleri üzerinden her gün yeniden yarattığımız coğrafyalarımız ve haritalarımız” konulu bir panel söyleşisi de gerçekleştirilecek. Söyleşi sırasında, bu deneysel çalışmanın gerçek motivasyonunun ne olduğu ile ilgili bazı sorulara cevap aranacak.
  • Bu yeni etkileşim biçimlerini nasıl bir harita haline getirebiliriz?
  • Yeni dünya haritasında nasıl daha aktif olabiliriz?
  • İnternet-tabanlı bir iletişimin güçlendirilmesinde yeni olasılıklar yaratmak mümkün mü?
  • Politikalar hayal gücü üzerine kurulabilir mi?
  • Bir yerlerde hala "umut" var mı?

GÜMÜŞ ÖZDEŞ | CAMERA OBSCURA @ MTAAR


1982 İstanbul doğumlu sanatçı Gümüş Özdeş, Mtaär’da açılacak ilk kişisel sergisinde dağılan, çarpan, yapışan ve parçalanan ışığın kendi kendine kurguladığı anların ve alanların akromatik bir yorumunu sunuyor.
Lak ile astarlanmış tuvallerin üzerine siyah ve beyazın çeşitli tonlarında uyguladığı tablolardan oluşan sergi, Mart ayının 12’sine kadar Mtaär’da izlenebilir.

Sergi Açılışı : 12 Şubat 2010 // 19:00 // Mtaär
(Performans : Bora Çeliker)

"SARKOZY'YE HAYIR GÜNÜ"



60 blogcu Fransızları 27 Mart'ta "Sarkozy'e hayır" demeye çağırdı. Kendilerini sade vatandaş olarak tanıtan, parti ve sendikalardan bağımsız olduklarını belirten blogcular, "Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin ekonomik ve sosyal politikalarını eleştirerek, 27 Mart günü saat 14.00'da bütün Fransa'da valiliklerin, Fransa dışında ise Fransız Büyükelçiliklerinin önünde protesto eyleminde bulunmaya" çağırıyorlar. Paris'teki eylem ise Bastille meydanında yapılacak.

KIŞ ESKİDİR

İstanbul için gayet normal bir kış. Gerçek İstanbul kışı. Kısa süreli fakat can yakan ama korkudan uzak bir mevsim normali. Çocukluğuma denk gelen kışları hatırlıyorum da babamın dizlerine kadar gelirdi karlar saçakların altından yürüyemezdik kafamıza buz düşecek diye. Ama asla korkmazdık, yolda kalırız diye telaşa kapılmazdık. Ortalığı ayağa kaldıran haber bültenleri ve hava durumları yoktu. Kasımpaşa'dan Vefa'ya boza içmeye giderdik de hiç bir panik yapmazdık. Ya biz cahildik ailece ya da yirmi yıl önceki kışlar pek bir masumdu. İstanbul'da yaşayan halk yirmi yılda çok mu tropik oldu? diye düşünüyorum. Cevabını bulamadım ama İstanbul'un iki üç günlük kışı o kadar şey öğretir ki insana.

LYNYRD SKYNYRD | SWEET HOME ALABAMA



"Forrest Gump" filminde Tom Hanks'in maceralarından sonra evine dönerken çaldığı ileri derecede milliyetçi ama bir o kadar neşeli bir şarkı. Lynyrd Skynyrd'ın 1974 tarihli ikinci albumleri Second Helping'in açılış parçası olan "Sweet Home Alabama", Texas dolaylarındaki Redneck'lerin de milli marşı.



big wheels keep on turnin'
carry me home to my kin
singin' songs about the southland
i miss ole bamy once again, and i think its a sin

i heard neil young sing about "her"
good old neil put her down
i hope neil young will remember
a southern man dont need him anyhow

sweet home alabama
where the skies are so blue
sweet home alabama
lord, im comin home to you

in birmingham, they love the governor
they all did what we to do
now watergate doesnot bother me
does your conciess bother you, tell the truth...

CAMEO | WORD UP


70'ler ve 80'lerde şöhreti yakalamış New York'lu hardcore funk grubu. Larry Blackmon ve Leftenant Brothers tarafından 1974'te nyc Players adıyla kuruldular. 1976'da isimlerini Cameo olarak değiştiren grup 1977'de 'Cardiac Arrest' albümleriyle ilk hit'lerine ulaşıyorlardı:

ARAMIZDA SAHTEKAR VAR



Aramızda sahtekar varsa parmak kaldırsın. Hiç düşündün mü neden sahtekar olduğunu? Bence düşünmedin çünkü sahtekarlık iliğine kemiğine kadar işlemiş, ruhunu teslim almış. Bir şeyi bu kadar içten yaşarsan onun farkına varamazsın çoktan seni ele geçirmiştir ve sen kendinden bihabersindir. Belki bununla mutlusun ama bir kez olsun dürüst olmayı denemelisin. Dürüstlüğün tadını aldıktan sonra artık sahtekar olmaktan vazgeçeceksin.


Züleyha Keskin

JIM DENEVAN İLE KUMDAKİ ÇİZGİLER


Bu çalışmayı gerçekleştirmek için bir adet çubuk ve doğa alanını kullanılmış. Eserlerin sahibi Jim Denevan, en son Nevada Gölü yakınlarına yapmış bu büyük çizgileri. 5 kilometre çapıdaki bu şekilleri oluşturmak yaklaşık 8 gününü almış. 47 yaşındaki sanatçı, daha önce de Black Rock Çölü'ne çizdiği 4.5 kilometre uzunluğundaki geometrik şekille büyük ilgi görmüştü.
Nevada'daki kuru göl yatağına ilginç bir şekil çizen çılgın sanatçı, sadece bu şekli ortaya çıkarabilmek için toplam 160 kilometre yürümek zorunda kalmış ve dünyanın elle çizilmiş en büyük şekli ortaya
İlk çalışması dört metre uzunluğunda bir balık resmi olan Denevan, sadece çöllere değil, sahil ve plajlara da dev şekiller çiziyor.

Yaptığı figürler yağmurun ya da denizin kurbanı olup kaybolsa da, sanatçı her geçen gün daha yaratıcı fikirlerle kendisini geliştiriyor.Kendisindeki bu yeteneği 12 yıl önce farkeden Denavan, 1996'da sahilde yürüdüğü sırada rastgele bir tahta parçası bulup kum üzerine şekiller çizmeye başlamış. Şimdiye kadar altı yüz kum şekli çizen sanatçının eserleri sahil halkı tarafından da çok beğeniliyor. Denevan, çalışmalarına halkın da koruyucu tavırla yaklaştığını belirtirken şu cümlelere yer veriyor;
"Bir gün resmimi tamamlayıp eve dönmek üzereyken ceketimi unuttuğumu farkettim. Geri döndüğümde insanların bana 'çekil oradan' diye bağırdığını duydum. Onlara bu resmi benim çizdiğimi söylediğim de ise oldukça şaşırdılar."
Tanıtım amaçlı organizasyonlar ve festivaller için çağrılan Jim, anlaştığı şehirlere birbirinden farklı şekiller çiziyor. Ancak ne yazık ki bunlar gelgitlerin veya yağmurların kurbanı oluyor. Çekilen fotoğraflarsa birer hatıra olarak o şehirlerin tanıtımında kullanılıyor

GEORGIAN SUMMER



"Gürcistan Yazı"

Yönetmen: Veit Helmer
Almanya / Gürcistan 2004

DONAN KEDİ, DÖNEN KEDİ



Kar yağmak üzere. Hava buz gibi. Penceredeki kedi artık kıpırdamıyor kaskatı kesilmiş. Herhalde verdiğim mamalar işe yaradı artık bundan sonra hiç bir kışı hissetmeyecek, hayatında kış olmayacağı gibi yaz da olmayacak ama içi geçene kadar hep penceremde olacak.

ADALETSİZ BİR "SEKTÖR"DE AŞKIN SESSİZ HALİ



Yavaş yavaş bir sinema mafyası olduğuna inanmaya başladım ve bu mafya gişe yapacak büyük emek verilen filmlerin izleyicisi ile buluşmasına engel oluyor ki izleyici iyi bir sinema kültrüne sahip olmasın. Beğeni eşiği hep düşük kalsın diye uğraşıyor bu mafya. Böylece gık dese gülünecek tık dese ağlanacak az paraya daha çok kar amaçlanan filmler kaplıyor sinema salonlarını. Lüks sinema salonu sahipleriyle işbirliği yapıp çok salonlu sinemaların tüm salonlarında aynı film gösterime sokuluyor. Sinemayı sanat olmaktan çıkarıp aynı futbola yapılan endüstrileştirmesinin yolunu açıyor.

GELMEDİ, GELMEYECEK


Murat Güzelgün 2010


JAN PALACH ANISINA "WE WILL STAY FAITHFULL"


1 Ağustos 1948'de Melnik'te dünyaya gelen Jan Palach Ocak 1969'da Sovyet tankları Prag'a girdiğinde üniversite öğrencisiydi. Dünyada 68 ruhu devam etmekteyken Palach işgali protesto etmek için Wenceslas Meydanı'nda kendini ateşe verdi. 25 Ocak günü tedavi gördüğü hastanede hayata veda etti. Cenazesine 800 bin kşi katıldı ve sadece Prag'da değil zamanla tüm dünyada direnişin sembolü oldu, ölümünden sonra iki ay içerisinde 26 öğrenci daha intihar girişiminde bulundu. Cenazesi sırasında "We Will Stay Faithfull" yazılı pankartlar ve Palach'ın fotoğraflarıyla büyük bir gösteri düzenlendi.


Palach için savaşmak yerine ölümü ve kaçışı seçmiştir diyenler de oldu ama bu söylenenler onu direnişin sembolü olmaktan alıkoyamadı.


SERJ TANKIAN | LIE, LIE, LE!!



Serj Tankian'ın "Lie, Lie, Lie!!" şarkısı N*C televizyonunda yayınlanan korku dizisi "Fear Itself"in tema müziği aynı zamanda. 



TEKEL İŞÇİLERİ AÇLIK GREVİNE BAŞLADI


Murat Güzelgün Copyright 2010
Hükümetin 31 Ocak'ta düşük koşullarla başka işyerlerine devrederek işten çıkarmayı planladığı TEKEL işçileri, bugün öğleden sonra açlık grevine başladı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu önündeki direnişlerini 36 gündür sürdüren işçilerin bağlı olduğu Tek Gıda-İş Sendikası Genel Sekreteri Mecit Amaç "Tekel işçileri, açlık grevini siyasal iktidarın vurdumduymazlığı karşısında çaresizliğin çaresi olarak düşünüyor" dedi.

CAMELLIE


ALIŞVERİŞ VE *****


DOT "2009/2010 TİYATRO SEZONU" YENİ OYUNU
SHOPPING & F***ING



Shopping and F***ing, yirmili yaşlar hakkında karanlık ve komik bir oyun...
Bir sürpriz!!!
 En iyi arkadaşınıza aşık olmak gibi…Tutku, köpük, bant ve şeffaf kağıt katmanlarının altında gömülü.
Mikrodalgaların ısınmak için kullanılabilecek tek şey olduğu bir dünya.
Artık hiç duygu kalmamış…
Reddedilmiş bir neslin değerleri belirlediği yıpratıcı ve tamamen tüketilebilir bir dünyaya, zekice şok edici bir bakış.


APARTMAN DAİRESİNİN ANAHTARI SİZDE









Hiç de sıradan olmayan müzisyen hanımların ve beylerin faaliyet habercisi olan "apartman dairesi" bloguna bir göz atın. Bu dünyanın dışından son havadislerle karşılaşacaksınız


apartmandairesi

'HAYVAN ÇİFTLİĞİ'NE BİR BAKIŞ


Orwell'in mecazi bir dille yazılmış fabl tarzında siyasi hiciv romanı. Roman ilk olarak 1945'te yayınlandıysa da asıl ününe 1950'lerde kavuştu. 1996'da ise geçmiş tarihler için verilen Retro Hugo Ödülü'nü 1946 senesi için aldı.Roman, Stalinizmin acı bir eleştirisidir. Totaliter rejimlere karşıt bir solcu olan Orwell, romanında SSCB'nin kuruluşundan itibaren meydana gelen önemli olayları kara mizah kullanarak mecazi bir dille anlatır.



Hayvan Çiftliği çok yankı uyandırmış ve olumlu eleştiriler almıştır. Bir Stalinizm eleştirisi olmakla birlikte, II. Dünya Savaşı yıllarında müttefiklerini kızdırmak istemeyen İngiltere'de sansüre uğramıştır. Romanın çizgi filmi çekilirken konusunun CIA tarafından değiştirildiği iddia edilmektedir.[1]Roman 1999'da bu kez konusuna daha sadık bir senaryoyla filme çekilmiştir.


Hayvan Çiftliği, Pink Floyd'un Animals albümüne ilham kaynağı olmuştur.


"Hayvan Çiftliği" Türkiye'de ilk kez 1954 yılında o zamanki adı Maarif Vekâleti olan Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Halide Edip Adıvar'ın Türkçe çevirisiyle bastırtılmıştır. 1966 yılında da kitabın ikinci baskısı yapılmıştır.[2]
Romanın İngilizce versiyonu 1970'li yıllarda Türkiye'de yabancı dille eğitim yapan devlet okullarında (Maarif Bakanlığı Kolejleri) İngilizce derslerinde okutulmuştur.
kaynak:wikipedi

NAZIM 108 YAŞINDA



Nazım Hikmet 108. doğumgününde etkinliklerle anılıyor. Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, bir grup sanatçıyla Küba, Havana'ya düzenlediği gezide şairin Mehmet aksoy tarafından yapılan bir heykelini de götürecek.
Beşiktaş Belediyesi 18 Ocak'ta "Ustalara Saygı" etkinliğinde şairi anacak. Akatlar Kültür Merkezi'nde yapılacak etkinlikte Ece Okay, Erhan Özçelik, Mazlum Kiper ve Tuna Egemen Hikmet'in şiirlerini seslendirecek; Esin Afşar piyanist Aslı Gülayas eşliğinde şiirlerinden besteleri yorumlayacak.  Geceye İlkim Karaca da ustanın "Sen Yoksun" şiirini Hasan Perçiner’in udu eşliğinde okuyarak katılacak.

HRANT DİNK KATLEDİLELİ ÜÇ YIL OLDU



Hrant Dink'in Arkadaşları, "Katili Tanıyoruz, Adalet İstiyoruz" mesajıyla kamuoyuna seslendi; onurlu bir gelecek için Hrant Dink Cinayeti'nin unutulmamasını ve katiller ile azmettiricilerinin peşinin bırakılmamasını istedi.
Gazeteci Hrant Dink, öldürülmesinin üçüncü yıldönümünde kurucusu olduğu Agos gazetesinin İstanbul Şişli'deki merkezi önünde 19 Ocak'ta, saat 14.30'da anılıyor.


HAITI'DE NELER OLDU ?


Haiti'de büyük bir yıkıma neden olan depremde, enkaz altında kalanlara ulaşma çabaları aralıksız sürerken on binlerce kişi ikinci geceyi de sokaklarda geçirdi.Salı akşamı meydana gelen Richter ölçeğine göre 7 büyüklüğündeki depremde kaç kişinin öldüğü kesin olarak bilinmiyor.

BEN KİMİM ?














Merhaba, Ama Ben Kimim?
Seninle tanışmayı çok istemiştim. Bu sabah uyandığımda artık o cesaareti içimde hissettim. Defalarca iç sesimle yaptığım ilk konuşma denemeleri kafamda uçmaya başladı.


RUPA AND THE APRIL FISHES | 15 OCAK @ BABYLON




Rupa and The April Fishes, çok kültürel, dilsel müziği ile Amerika'dan son dönemlerde çıkan en heyecan verici dünya müziği topluluğu olarak kabul ediliyor.

San Francisco’da Hintli bir anne babanın çocuğu olarak doğan Rupa, yetişme sürecinin bir bölümünü kuzey Hindistan, bir bölümünü ise Fransa'da geçirdi. Rupa, daha sonra San Francisco'ya dönüp doktorluk eğitimi aldı ancak müzik sevgisinin ağır basması sonucu, 2003’te çok kültürlü bir grup olan Rupa and The April Fishes’ı kurdu. Latin Amerika, indie, Arjantin tangosu, Fransız şanson, Balkan Çingene, Amerikan folk, caz ve Hint ragası gibi birçok tarzın aynı havanda karışımasıyla ortaya çıkan müziği temsil eden Rupa and The April Fishes, “Extraordinary Rendition” adlı ilk albümleri ile dünya müziği listelerine 3 numaradan girmeyi başardı. Rupa and The April Fishes,  2009 yılında “Este Mundo” isimli ikinci albümlerinin tanıtım turnesi kapsamında, Babylon’da müzikseverleri bir dünya turuna çıkarmaya hazırlanıyor.

CASH


















'Cash'
Murat Güzelgün 2010

KATİLİ TANIYORUZ, ADALET İSTİYORUZ












Hrant Dink katledileli üç yıl oldu ve onu öldürtenler hâlâ elini kolunu sallayarak dolaşıyor. Ayak işlerini gördürdükleri üç-beş adamı mahkemenin önüne attılar. Görevlilerinin doğru dürüst soruşturulmasını önlemek için devlet valisiyle, komutanıyla, siyasetçisiyle, yargıcı ve savcısıyla seferber oldu. Attıkları manşetlerle cinayete zemin hazırlayanlar, pişman olacakları yerde pişkin pişkin görevlerini sürdürdü.

DİŞLER SIKILDIKÇA

Sabah dişimi fırçalarken 
o kadar kuvvetli bastırmışım ki fırçayı dişime ve diş etime, 
birden bire kanayıverdi. 
sevindim. 
arada bir dişleri kanatmak gerekiyor diye düşündüm 
böylece hırsımız dişlerimizin arasından akar gider o kanla. 
her hırslanışımda dişlerimi sıkmaktan o kadar yorulmuışum ki 
dişimde biriken hırsı diş fırçasıyla kolayca atmak beni rahatlattı. 
kendini tatmin etmenin başka bir yolu da bu olmalı. 
her yeni sabah 
daha fazla bastırmam gerekirse fırçayı dişlerime, 
doz aşımından ölmeyeceğime inanırsam 
devam edeceğim bu işe.  

“ŞEHRİ HİÇ BU ŞEKİLDE GÖRMEDİNİZ!”





























Beyoğlu Tünel’in yeni sanat mekanlarından Alan İstanbul13 Ocak-26 Şubat 2010 tarihleri arasında Ömer Ozan Erdoğan’ın hayal gücüyle kurulmuş kumaştan bir kente, Küpşehir’e ev sahipliği yapıyor. Kumaş, elyaf, sünger ve kumaşa basılan fotoğraflarla canlanan, Ömer Ozan Erdoğan’ın ilk karakter tasarımı sergisi Küpşehir, Creative Bonanza ekibinin katkılarıyla, şehri farklı gözlerden görmenize olanak tanıyor.





MANO SOLO HAYATINI KAYBETTİ














Paris'te verdiği konser sırasında fenalaşarak hastaneye kaldırılan Fransız şarkıcı ve söz yazarı Mano Solo (46) önceki gün hayatını kaybetti.
Son yıllarda AIDS'le mücadele eden sanatçının anevrizma nedeniyle öldüğü açıklandı.

İSTANBUL'DA JAPON FİLMLERİ GÜNLERİ













Günümüz Japon sinemasını temsil eden yedi filmin gösterileceği festival 15-16-17 Ocak tarihlerinde İstanbul'da gerçekleşecek.
Maçka Cinebonus G-Mall Sinemaları'nda gerçekleşecek festival Miva Nişikava'nın "Sevgili Doktor" filmiyle açılacak.
Japonya Görsel Endüstri Teşvik Kurumu VİPO ve Japonya Kültür Müsteşarlığı tarafından düzenlenen Japon Filmleri Festivali'nde gösterimler ücretsiz.

AVATAR NE KADAR ANTİ EMPERYALİST OLABİLİR ?










Bazen Holywood'dan öyle filmler zuhur ediyor ki, en kafası çalışan eleştirmenlerin ve en sıkı analizcilerin bile yapımın ihtişamı karşısında kafası bulanıklaşıveriyor. Naiv bir büyülenmişlikle  kendinden geçerek Pandora gezegenindeki Navi halkının yanında saf tutan ve kötü beyaz adama olan öfkesini bildik katarsis sağlayıcı anlatı numaralarına teslim olup sağaltan izleyici-eleştirmenlerin son günlerde Avatar filmi üzerine yazılarına bakınca durumu en hafif tabirle böyle ifade edebiliyoruz.



KARTON FANZİN DÖRDÜNCÜ SAYISIYLA "HAYVAN GİBİ" KARŞINIZDA

KARTON FANZİN'in 4. sayısı çıktı. 'Hayvan Gibi' KARTON FANZİN Beyoğlu İstiklal Caddesi ve Kadıköy Mephisto Kitap Evinde.

NE OLACAK BU ÖN YARGI ?
















Türk sinema seycisinin aptal yerine konduğunu küçük görüldüğünü dün bir kez daha anladm. Ciddi ciddi siz sinemadan anlamıyorsunuz herşeyi biz biliyoruz diyor yapımcılar yönetmenler senaristler. Sinemaya onlara değer verip parana kıyıp gittiğinde karşına seni basit bir planla kandırmaya çalışan sadece egolarına ve hırslarına yenik sinemacılarla karşılaşıyorsun. Ne yapıp edip bir film yapmalıyım ve bunu en lüks sinema salonunun bütün salonlarında gösterime sokmalıyım sonra yatırdığım parayı beşe katlamalıyım diye düşünen sinemacılara. Bizden de türk sinemasına karşı ön yargısız olmamızı bekliyorlar.


'FİL UÇUŞU'NA DİKKAT












Öyküleriyle ve ekrandan tanıdığımız birçok karaktere hayat veren sesiyle tanıdığımız  Yekta Kopan'ın okuduklarından, dinlediklerinden, İzlediklerinden aklına takılanlardan oluşan dop dolu Blogu Fil Uçuşu yayında.

FİL UÇUŞU BLOG


CAKE



Cake 1991’de Sacramento/Kaliforniya’da kurulan grup. 1990’lar ve 2000’lerin başında oldukça popüler olan grup bugüne kadar 5 stüdyo albümü çıkarmıştır. Her ne kadar müzikleri bazı kesimlerce alternatif ya da indie rock olarak adlandırılsa da, tarzları funk, ska, pop, jazz, rap ve country gibi farklı türlerin bir kombinasyonudur.


CAKE STÜDYO ALBÜMLERİ
1994 - Motorcade of Generosity
1996 - Fashion Nugget
1998 - Prolonging the MagiC
2001 - Comfort Eagle
2004 - Pressure Chief

KÜÇÜK BİR TANRI

Siz ikiniz,
gözüm üstünüzde,
diye buyurdu küçük tanrı
küçük dağları o yaratmıştı
kar bile yağmadı o dağlara
gözü üstümüzdeydi
dağlarımız büyüktü
kıskanmak kalbine yağ bağlamıştı
kıskanıyordu dağlarımızı
biz ki;
kar yağsa bile dağlarımıza güveniyorduk
küçük dağlar ada oldu
bizimkiler kıta

THE SOLOIST














The Soloist Joe Wright'ın yönettiği ve senaryosunu Susannah Grant'ın yazdığı 2008, ABD yapımı film. Şizofrenik ve evsiz müzisyen Nathaniel Ayers'ın gerçek hayatını konu almaktadır. Jamie Foxx, Nathaniel Ayers rolünde filmde yer alırken, Robert Downey Jr. Ayers'i keşfeden ve onunla ilgili yazılar yazan bir gazeteci olan Steve Lopez'i canlandırmaktadır. offical website



LHASA'YA VEDA


Meksikalı ve Yahudi – Amerikalı atalarından miras kanı damarlarında dolaşan Lhasa, New York doğumlu. Bu büyük şehrin Big Indian bölgesinde doğan Lhasa, geleneksel yapıdan hayli uzak olan ailesinin aynı yerde fazla kalmama ve “hayat seni nereye götürürse oraya git” prensibi dolayısıyla buradan kısa süre içinde ayrılmış. Okul otobüsünden bozma araçlarıyla ABD ve Meksika sınırları içinde yer alan çeşitli yerleri gezip durmuşlar. Aslen yazar ve öğretmen olan babası, inşaat işçiliğinden meyve toplayıcılığına kadar her türlü işi yapıyormuş. Annesi ise fotoğrafçıymış. Ebeveynleri ve kardeşleri ile birlikte yaptığı bu yolculuklar, Lhasa'nın geniş hayal dünyasını besleyen deneyimler olmuş. Babasının seçtiği Amerika ve Meksika yerel şarkıları, Latin, Arap, Doğu Avrupa ve Asya müzikleri de ileride çizeceği yolun kapılarını açmış diyebiliriz.

ACILI, BÜYÜLÜ VE OLGUN: MARIANNE FAITHFULL





Artık yaşlanmışlıktan mıdır nedir ? Bilemem. Ama sesindeki acı gönül telimiz titretiyor. Sahnedeki büyüklüğü, zarafeti, Rolling Stones'la yattım diyecek kadar kendisini tiye alması Marianne Faithfull'a hayran olmamızın sadece bir kaç nedeni.